12 Ağustos 2010 Perşembe

Kişiler mi? Kurumlar mı?


YÖK ve YÖK'e bakış benim için gercekten incelenmesi gereken bir konu. Bir ara daha detaylı arastıracagım YÖK tarihini.

Ben 80'lerin sonlarında ilk genclik cağlarımı yasıyordum. YÖK'un başında İhsan Doğramacı vardı.
Her yerde YÖK'un ne kadar faşist, ne kadar zararlı oldugu anlatılır dururdu. Dogramacı'nın üniversiteyi, üniversitelileri nasıl "dogradıgına" dair karikatürlari hala hatırlarım. Karikaturleri bulamadım ama yanda bir Nokta kapağı var.
İlk genclik yıllarım ya, bu kurumun kötü olduğu fikri kafama kazınmıstı bir kere, bir türlü atamıyordum.

Sonra yıllar geçti, AKP bu YÖK'u kaldıralım, yetkilerini kısalım gibi tekliflerde bulundu, artık universite ile alakam olmamasına rağmen, tamam demiştim geç de olsa kurtuluyoruz. Öneren AKP'de olsa iyi bir sey olacak galiba, üniversiteler yine özgür olacak, diye düşünmüştüm.

Meğer mesele öyle değilmiş. YÖK'e sadece dinciler karşıymıs. Bizim faşist YÖK'den Doğramacı gidince, iktidara da AKP gelince, Atatürkcü üniversiteleri koruyan kurum YÖK olmus.
Demek ki Kenan Evren Paşa YÖK'u kurmakta haklıymış. O muhterem şahsiyet gelecegi görmüş üniversiteleri korumak için sağlam bir kurum bırakmıs arkasında.

Herneyse AKP YÖK'un kapatmayı ya da yetkilerini kısmayı başaramayınca kendi adamlarından birini bu işin basına getirmiş. Bu sefer de dinciler YÖK'ü savunur, Atatürkcüler karşı cıkar olmuş. Bir sene önce üniversiteleri koruyan YÖK üniversiteler için bir tehlike olmuş.
Marmarisin Paşası yine haksız duruma düşüvermiş.

Kıssadan hisse ülkemizde önemli olan sistemler, kurumlar ve kurallar değil, o kurumların basındaki kişiler galiba.
Yönetenin kişiligine göre kurumu destekleyenler ve karsı çıkanlar hemen yer değiştirmekte bir sakınca görmüyorlar.
Benim gibi kişilere değil sistemlere önem verenler de her devir dönek oluyor...

Gelelim YAŞ krizi ve ordunun yerine.....
AKP yürütmenin başı olarak kendisine bağlı olan bir kurumu yönetmek istiyor, ve AKP yandasları bu fikri destekliyor.
AKP karsıtları da bu teze sonuna kadar karsı çıkıyor ve Atatürkçü ordunun bu ülkenin sistemini AKP ve AKP gibilere karsı koruduguna inanıyor. Terfi ve atamalara hükümetin karışmasını, orduya müdahale etmesini istemiyor.

Simdi bir an AKP'nin kendi düşüncesindeki askerleri Genel Kurmay'da hakim duruma getirdigini fakat daha sonra seçimi kaybettigini ve CHP'nin iktidara geldigini varsayalım.
Bu olmaz demeyin hırsızın biri Deniz Kuvvetleri komutanı olabiliyor ise her sey olur, Atatürkçü olmayan general olabilir hatta CHP iktidar bile olabilir!!
Herneyse olmaz diyorsanız da, 3 yasındaki oğlumun dedigi gibi, şakacıktan olmus gibi düşünelim. (Böyle şaka da olmaz diyorsanız yazının geri kalanını okumayın)

O zaman ne olacak, Genelkurmaydaki paşaların yerlerini devretmek isteyeceği adayları Atatürkçü iktidar beğenmeyecek, YAŞ'da müdahale edip baska adayları seçmek isteyeceker. Hükümet ile ordu arasında yine bir YAŞ krizi cıkacak.
Bugün siyası iktidarın orduda atamalara mudahale etmemesi gerektigini savunanlar, ordunun siyası iktidara bağlı oldugunu ve seçimi yürütmenin yapmasının çok doğal oldugunu, bügünün AKP yandasları da orduda teamüller olduğunu gidenin yerine geleni secmesinin bu teamüllere uygun olduğunu, hükümetin orduya karışmaması gerektiğini iddia edecekler.

Ben mi, ben o zaman yine secilmişlerin tarafında olacağım ama çevremdekileri görenler taraf değiştirdim sanacak...........

10 Ağustos 2010 Salı

Demokratik olup hata yapılması riskini göze almak mı , sadece doğruları yapmak mı?

Hepimiz biliyoruz, demokrasi iktidarın gücünü halktan aldıgı, kaynağında halkın egemenliğinin var oldugu sistemin adı. Eger yönetim gücünü bunun dışında din, tanri, aile, hanedan, soy, ırk, silah, güc, boy, pos, güzellik vs.'den alıyorsa bunun adına bence demokrasi denmez, farklı isimler ile adlandırılır.
Teokratik demokrasi ya da militer demokrasi olur mu olmaz mı bilmiyorum ama beni tanrı secti ya da benim silahım var o yüzden sizin seçmenize ihtiyacım yok diyenlerce yönetilen bir sistemin demokratik olabilecegi fikri kulagıma cok hos gelmiyor.

Kısaca demokrasi halktır, demokrasi halkın ozgurlugudur..
Peki ozgurluk nedir?
Ozgurluk hata yapabilme hakkıdır.
Hata yapmasına izin vermediginiz hic kimse ya da kurum özgür değildir.

"İstedigini yapabilirsin ama yanlıs yapmaya hakkın yok"

"Ben oğlumu/kızımı cok özgür yetisdim ama sadece üzerini kirletecek oyunlar oymasına izin vermedim çünkü onu cok seviyorum ve hastalanma riskini göze alamazdım" diyen ebeveynin iyi niyetinden süphe edemem ama özgürlük anlayısı ile benimki uyusmuyor diyebilirim.

Yanılıyorsam duzeltin ama demokrasi tanımlarından hic birinde demokrasi sayesinde toplum ya da kurumların "dogru" yönetilecegi seklinde bir acıklama bulunmaz, halkın istedigi gibi yönetilecegi tanımı bulunur. Demokrasi dısında hemen hemen yönetim sistemleri bir dogru uzerine temellendirilmiştir ya da bize bir dogruyu vaadeder.
Yöneticileri ya tanrı secer, ya baba ya da ileri gelenler ve dogruyu onlar bilirler bazen de zorla gelirler ama beraberlerinde dogruları getirmişlerdir.......

Bu tip rejimlerde halk kendilerine sunulan dogrular içinde yasarlar. Bu sistemlerin halkın ezildigi mutsuz oldugu ülkeler olması gerekmez, Shyamalan 'ın Köy (Village) filmindeki Covington Pennsylvania köyü gibi tüm halkın mutlu oldugu bir ülke de olabilir.

Demokratik olup hata yapılması riskini göze almak mı , sadece dogruları yapmak mı?

Demokrasi de bir tabu değildir ve yararlı olup olmadıgı, iyi olup olmadıgı, dogru olmadıgı tartısılabilir. Tartısılmalıdır.
Bence yöneten&yönetilen, dogru&yanlış ilişkisini belirlemede en dogru kriter demokrasi ya da en az yanlıs olan.

Not : Demokrasi, secilmiş, atanmıs degerlendirmesini yaparken ülkemizde yasananlardan bir an uzaklasabilirsek daha rahat degerlendirme yapabiliriz diye dusunuyorum.

6 Ağustos 2010 Cuma

Bence -3-

Demokrasiyi sevmek, sevmedigin secilmişleri sevdigin atanmışlara tercih edebilmektir.